ORMAN YANGINLARI-ABD’NİN YEŞİL SOPASI

Orman yangınları konusunda, kendisini iktidara muhalif olarak tanımlayan kişilerle yaptığınız konuşmalarda, PKK’nın sorumluluğunu örtme çabalarının yanında başka bir vurgu öne çıkıyor; “İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ” vurgusu.

Bu vurgu, sanki çok masum gibi durmakla birlikte biraz altını kaşıdığınızda farklı bir gelişmeler zinciri karşınıza çıkıyor.

Burada muhalefetin PKK’nın orman yangınlarını çıkaran taşeron olduğunu gizlemesinden bahsetmek istemiyorum. Konunun altında yatan bence PKK’nın taşeronluğu gerçeğinin ötesinde bir durum söz konusu.

Sn.Perinçek’in ABD’nin yeni tür saldırı şekli açıklaması çok önemli.

Şimdi konuyu daha detaylı olarak ele almaya başlayalım;

1- ABD özellikle 1990’lı yıllardan itibaren dünyada ekonomik üstünlüğünü, üretimden gelen gücünü kaybetmeye başladı. Özellikle Çin Halk Cumhuriyetinin 2000’li yılların başında DTÖ’ne üyeliğini takip eden yıllarda bu üstünlük Çin merkezli Asya’lı devletlerin eline geçti. ABD’nin bu geri düşüşünü alışılagelmiş (konvansiyonel) ekonomik yapı çerçevesinde geriye çevirmek, zor bile değil, imkânsız olduğunu artık tüm dünya kabul ediyor.  Satın alma gücü paritesine göre milli gelir büyüklüğünde Amerika’yı geçen Çin, önümüzdeki birkaç yıl içinde GSYH hesaplaması yönteminde de dünyada ilk sırayı alacaktır.

2000’li yılların başlarında ekonomik olarak geriye düşen ABD, 2008 yılında su yüzüne çıkan, 2020 yılında Covit-19 pandemisi ile tetiklenen derin bir ekonomik kriz içindedir. Bu krizi çözmek için 2008 yılında 900 milyar dolar olan basılı parasını, 2021 yılı Haziran ayı itibariyle 6 trilyon doların üzerine çıkarmıştır. Halen de para basma süreci devam etmektedir. 2 tane dünya savaşı ve dünya çapında onlarca yerel savaşı 900 milyar dolar ile finanse edebilen ABD, bu ekonomik krizi çözmek için trilyonlarca dolar basmak zorunda kalmaktadır.

Birinci tespit bu ABD’nin içinde bulunduğu ekonomik kriz ve ekonomik olarak üretim üstünlüğünü tekrar ele geçirme şansı bildiğimiz yöntemlerle bulunmamaktadır.

2- ABD özellikle Batı Asya’da bulunan enerji havzalarına yönelik uyguladığı BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ kapsamında mücadelesinde yenik düştü. Afganistan’dan çekildi. Irak ile çekilme konusunda anlaştı. Suriye’de bulunan askeri varlığını ve kara gücüm dediği YPG’yi desteklemeye devam etse de, durum ABD açısından çok ümitli görünmüyor. Doğu Akdeniz’de de gelişmeler ABD lehine değil. Pasifik’te RCEP adında, Çin’in başını çektiği yeni bir ekonomik birlik ABD’nin Pasifik’teki Japonya, Güney Kore ve Avustralya gibi müttefiklerini de kapsamı içine aldı.

Dolayısı ile fosil yakıt havzaları olarak da genelleştirebileceğimiz bölgelerde ABD’nin kayda değer bir beklentisi kalmamış görünüyor diyebiliriz. Yani fosil yakıt bölgelerini kontrol ederek yapmak istediği dünya jandarmalığı projesi yenilgiye uğramıştır.

Burada dikkat çekmek istediğim nokta, aşağıda anlatacağım fosil yakıt kullanımı nedeniyle oluşan karbon salınımı ve bu karbon salınımının iklim değişikliğine yol açtığı tezleri ile fosil yakıtın yoğun olarak bulunduğu bölgelerde yürüttüğü BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİNİN işe yaramaması sonucu, fosil yakıt düşmanlığını (Buzlar eriyor, ormanlar yanıyor) kullanarak yeni bir atağa hazırlanmak, dünya jandarmalığını tekrar ele geçirmek için bir neden oluşturmak.

Yukarıda anlatmaya çalıştığım 2 olgu, ABD’nin BUGÜNE KADAR KULLANDIĞI YÖNTEMLERLE dünya jandarmalığını sürdürme şansının ortadan kalktığını gösteriyor.

Başka bir konuya geçelim. ABD’nin dünyada tartışılan; karbon salınımı, iklim değişikliği ve insanlığın bu değişime etkisi konusunda süreç içinde yaşadığı değişime bir bakalım.

İklim değişikliği tartışmaları uzun yıllardan bu yana sürüyor. 1997 yılında imzalanan KYOTO sözleşmesi 2005 yılında yürürlüğe girmesine rağmen sözleşme bitiş tarihi olan 2020 yılı Aralık ayına kadar, özellikle dünyada karbon salınımının en yüksek boyutlarda çıkmasına neden olan ülke, ABD’nin imzalamaması sonucunda herhangi bir yere ulaşmadan devre dışı kaldı.

KYOTO sözleşmesinin amacı; küresel ısınma ve iklim değişikliği konusunda mücadele ile atmosferdeki sera gazı yoğunluğunun iklimi etkilemeyecek seviyelerde kalması idi. ABD sonuna kadar sözleşmeyi imzalamadı.

2020 yılında bir garip değişiklik ile ABD birdenbire karar değiştirerek karbon salınımı konusunda dünyanın hassas olması gerektiğini konuşmaya başladı. İklim değişiklikleri ile mücadele edilmeliydi. Bu konuda, 20-30 yıl KYOTO sözleşmesini imzalamayan ABD birden bire ateşli bir YEŞİL savunucusu ülke haline geldi. 2021 yılı 22-23 Nisan tarihlerinde 80 ülkeyi davet ederek karbon salınımı konusunda alınması gereken önlemleri tartıştırdı.

Bu arada iklim bilimci ve oşinograf Prof Dr. Doğan Yaşar muhtelif medya ve sosyal medya programlarında; iklim değişikliğine insan gücünün herhangi bir müdahale şansı olmadığını defalarca anlattı. Dünyanın zaten ısınma sürecinde olduğunu, karbon salınımı ile iklim değişikliğine müdahale etme şansı olunmadığını bilimsel olarak sürekli vurguladı. ABD’nin KYOTO sözleşmesini imzalamamasının nedeninin de aslında, insanın iklim değişikliklerine müdahale gücünün olmamasının temel neden olduğunu söyledi.

Ancak şimdi ne değişmişti de ABD geçmişte adını dahi anmadığı iklim değişikliğini aşırı önemser hale gelmişti.

Bu arada 2020 yılından itibaren dünyada konuşulmaya başlanan başka bir konudan bahsedelim “THE GREAT RESET-BÜYÜK SIFIRLAMA.”

Hepimizin DAVOS ZİRVESİ olarak bildiği, yılda bir kez İsviçre’nin DAVOS kasabasında yapılan ekonomik zirveyi düzenleyen DÜNYA EKONOMİK FORMU adlı kuruluş BÜYÜK SIFIRLAMA adı altında bir öneriyi kamuoyu ile paylaşmaya başladı. Neydi bu Büyük Sıfırlama, neyi sıfırlayacaktık, neden sıfırlayacaktık, sıfırlananın yerine neyi koyacaktık?

Bu konuyu daha da derinleştirmeden Haziran Temmuz aylarında yaşanan bir gelişmeyi de burada anlatalım.

İMF Kovit-19 ile mücadele kapsamında 650 milyar dolar karşılığı SDR (Special Drawing Right) adlı kendi para birimini tüm ülkeler arasında paylaştırma (bağışlama) kararı aldı. İlginç şekilde İMF durup dururken etrafa çok ciddi miktarda para saçıyordu. Verilen bu SDR; ABD doları, İngiliz Sterlini, Japon Yeni, Avro ve Çin Yuan’ına çevirme şansınız var. Halen tüketim amaçlı, piyasalarda kullanımı olmayan bu paranın dünyada rezerv para olarak kullanılan para birimlerine çevrilerek kullanma şansınız olacak. Paraların ülkelerin Merkez Bankaları kasalarına girme tarihi ise 23 Ağustos. Türkiye’nin payına bu dağıtımdan 6.5 milyar dolar düşecek. Bu arada bu para dağıtımı ile ilgili İMF başkanı Georgieva’nın yaptığı açıklama çok ilginç ipuçlarını içinde barındırıyor. Açıklama şöyle “ SDR tahsisi tüm üyelere yarar sağlayacak, uzun vadeli küresel rezerv ihtiyacına yönelik olarak güven tesis edecek. Küresel ekonominin dayanıklılığını ve istikrarını geliştirecek.”

Acaba BÜYÜK SIFIRLAMANIN en önemli ayağı olan, miadı artık dolan ABD dolarının yerine, ipler Atlantik güçlerinin elinden kaçmadan, yine Atlantik güçlerinin kontrolü altındaki başka bir para birimi rezerv para birimi olarak “ÇAKTIRMADAN” yerleştirilmeye mi çalışılıyor?

Bu gelişme ve tecrübeleri aklımızdan çıkarmadan tekrar Büyük Sıfırlamaya geri dönelim. Vikipedi Özgür ansiklopedi Büyük Sıfırlamayı nasıl tanıtıyor.       

Büyük SıfırlamaGreat Reset veya Global Reset Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) COVID-19 salgını sonrasında, ekonomiyi sürdürülebilir bir şekilde yeniden inşa etme önerisidir. Mayıs 2020’de Birleşik Krallık Prensi Charles ve WEF direktörü Klaus Schwab tarafından tanıtıldı.[1][2][3] Yatırımları, karşılıklı ilerlemeye daha uygun hale getirerek ve çevresel girişimlere daha fazla odaklanarak, kapitalizmi geliştirmeyi amaçlamaktadır.

Dünya Ekonomik Forumu’na (WEF) göre, COVID-19 salgını, ekonomik iyileşmeyi ve küresel ilişkilerin, ekonomilerin ve önceliklerin gelecekteki yönünü şekillendirmek için bir fırsat sunuyor.[5] İngiltere Prensi Charles planı tanıttığında, bunun ancak insanlar isterse gerçekleşeceğini belirtti.[1]

Prens Charles’a göre, ekonomik iyileşme, dünyayı sürdürülebilirliğe giden bir yola sokmalı ve sistemlerin yardım etmesi için yeniden tasarlanmalıdır. Sürdürülebilirliği sağlamanın bir yolu olarak karbon   emisyonundan bahsedildi. Ayrıca, sürdürülebilir fikirleri daha kârlı hale getirmemize yardımcı olan önemli atılımları gerçekleştirebilmemiz için yeniliklerin, bilimin ve teknolojinin yeniden canlandırılması gerektiğini vurguladı.[1] WEF’e göre, pazarı daha adil sonuçlara yönlendirerek, yatırımların çevre dostu yatırımları hızlandırma dahil olmak üzere karşılıklı ilerlemeyi hedefleyerek ve dijital ekonomik ve kamu altyapısı oluşturarak dördüncü bir sanayi devrimini başlatarak mevcut gerçeğe de uyum sağlanmalıdır.[6]

Tanımın içindeki unsurlara dikkat edelim “karbon emisyonu” “ çevre dostu yatırımlar”.

Bir hatırlatma daha. 12 Eylül 1980 darbesinden önce, yıllarca “sağ-sol çatışmaları” adı altında sokak terörü yaratıldı. ABD’nin ordu içine yerleştirdiği örgüt tarafından yaratılan terör ortamında, 12 Eylül darbesi insanlara güven getirdiği yalanı ile sunuldu. 24 Ocak kararları ile ekonomide dışa açılım adı altında Türkiye ekonomisinin Atlantik güçlerine altın tabak içinde sunumu ise bu kargaşa ortamı içinde yapıldı. Turgut Özal bir gün Dünya Bankasında oturduğu masasından Türkiye’ye kurtarıcı bürokrat olarak atanı verdi.  

Tabi ki aslında BÜYÜK SIFIRLAMA ile ilgili sorun, Kovit-19 salgını sonrasında nasıl bir dünya yaratılacağı meselesi değil. 1990’lı yıllardan bu yana kaybettikleri dünya liderliğini tekrar ele geçirmek, dünya jandarmalığını sürdürecek koşullar yaratmak. Atlantik aydınları uzun süreden bu yana bu koşulları tekrar nasıl oluşturacaklarını tartışıyorlar. İşte bunun için KYOTO sözleşmesini yıllarca imzalamayan ABD, birdenbire iklim değişikliğine karşı savaşı ön plana çıkarıyor. Yıllarca bizi ve dünyadaki diğer mazlum ülkeleri STAND-BY sözleşmeleri ile boğuşturan IMF 650 milyar dolar karşılığı kendi parasını etrafa karşılıksız saçıyor. Bugün orman yangınları öylesine yayılıyor ki, sanki 12 Eylül darbesi gibi insanların kendilerini güven içine alması beklenen bir gelişmenin gelmesi için insanlar beklenti içine sokuluyor.

Dünyadaki bu yangınlar ile ABD’nin oluşturmaya çalıştığı algı nedir? “Karbon salınımı öyle boyutlara ulaştı ki, dünyanın akciğeri olan ormanlar yanmaktadır. Bugün iktidarı paylaşanlar bu yangınlarla baş edememektedirler. Bu iktidarlar değişerek yerine karbon salınımı ve iklim değişikliği ile mücadele edebilecek iktidarlar gelmelidir. “

 Türkiye bu küresel saldırının farkına varmaya başlamıştır. Türkiye bu büyük saldırının altından devrimle çıkacaktır. Atlantik yenilgiyi kabul etmeden önce, son büyük saldırısını yapmaktadır. Atlantik bu saldırının altında kalacaktır. Gelecek BÜYÜK TÜRKİYE’NİNDİR.  Mustafa Kemal Atatürk tarafından başlatılan büyük TÜRK DEVRİMİ başarı ile tamamlanacaktır. ÜRETİM DEVRİMİ günleri gelmektedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir