İtalya ve yabancı yatırım dersi

Çin’in ‘Bir kuşak bir yol Projesi’ne ilk katılan G7 üyesi ülke olma özelliğini taşıyan İtalya, üyeliğini sonlandırdı. Bu önemli bir haber, ama asıl haberin içinde bir detay var ki, oradan kendi adımıza alınacak kritik bir ders bulunuyor.

Mesele yol değil. Gerilim, Çinli bir şirketin İtalyan bir çip üreticisinin hakim ortağı olmak istemesi ile başladı. Çinli şirket Milan merkezli kuruluşun hisselerinin yüzde 70’ini satın almak istiyordu.

Şüphesiz bu da rahatsızlık yarattı. Zaten çip sorunu yaşanan dünya ekonomisinde, İtalya şunu yapabilir miydi? ‘Neticede doğrudan yabancı sermaye, ben ülkeye giren paraya bakarım’ diyebilir miydi?

Aksine Draghi’nin Başbakanlığı’nın ardından konu yeni Ekonomi Bakanı Giorgetti’nin önüne gelince, Bakan yabancı satınalmaları engelleme ile ilgili bir öneri sundu.

Burada Çin ve İtalya meselesine takılmayın. Asıl bizim buradan alacağımız ders yabancı sermayeye bakış açısındadır. Dedim ya rahatlıkla ‘bu kıtlık zamanı para bulduk’ deyip firmanın satışının önünü açabilirdi.

Peki niye açmadı? Çünkü bizde zannedildiği gibi, firmaların bir başka ülkeye satılması doğrudan yabancı sermaye anlamına gelmiyor. Temelde üretimdeki yerlilik oranını dikkate almazsanız ekonominiz açmazlara sürüklenir.

Yabancı sermayeye karşı değiller? Nereden anlıyoruz? Çünkü daha yeni Çinli Huawei ile 5G altyapı kontratını onayladılar. Ama bunda bile koşullu bir onaylama söz konusu.

Şimdi ne var ne yok özelleştirme tutkusuna kapılmış ülkemize dönelim. Limanları, telekomünikasyon şirketlerini fütursuzca satan yaklaşımı tekrar masaya yatıralım. Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir serbestlik yok.

Hadi bu özelleştirme tartışması… Türkiye’de son dönemde bundan daha tehlikeli bir eğilim var. Ülkenin üretici, hatta ihracatçı firmaları yabancıların merceğine girmiş vaziyette.

2009 krizinden beri hızla artan bu eğilim, yabancılaşan Türk firmaları gerçeğini hayatımıza getiriyor. Bir Türk firması yabancı ortak alabilir mi? Elbette. Ama bu teknolojiden bilgi aktarımına kadar birçok gerekliliği de önümüze koyar.

Sadece firmaların satılıyor olması, doğrudan yabancı sermaye anlamına gelmez. Sektörde güçlü firmalar varken, pazarınıza ve ülkenize inanan bir yabancının, ayrıca doğrudan yatırım yaparak istihdam ve vergi başta olmak üzere ülkeye değer katması lazım.

Biz ne yapıyoruz? Olanı satıyoruz. Kamu değerleri de böyle gitti ve şimdi sıra üreticiye geldi. Burada sıkışanı desteklemezseniz, yem edersiniz. Destek de kredi vererek değil, üretime uygun bir ekosistem kurarak olur.

Yoksa dün kasa, raf ve çatıdan ibaret sandığınız zincir marketler nasıl yerli müteşebbisi yok ettiyse, sermayeyle desteklenmemiş yabancı ortaklıklar ya da firma satışları ancak pazarınızı başkalarına teslim etmek anlamına gelir.

Şimdi önerim; İtalya’nın Çin hassasiyetini bu açıdan okumanız.

cetinunsalan@yahoo.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir