ÇİN HALK CUMHURİYETİ YUAN/DOLAR KURUNU NASIL TESPİT EDİYOR?

Dünyanın en büyük ihracat yapan ülkesi Çin Halk Cumhuriyeti. Aynı zamanda 4 trilyon dolar olarak açıklanan çok büyük bir döviz stoku elinde tutuyor.

Çin Halk Cumhuriyeti ekonomik olarak dış sermaye akımlarına karşı bu kadar güçlü iken yine de döviz kurunu serbest bırakmıyor. Nasıl olsa devasa döviz birikimim var demiyor. Yuan/Dolar kurunu her gün Merkez Bankası denetiminde belirliyor.

Çin Halk Cumhuriyetinin günlük kur belirleme sürecinin ne olduğunu bu konulara çok meraklı, çok çalışkan bir arkadaşıma, Hakkı AKTOK’a araştırması için rica ettim. Beni kırmayıp bu konu ile ilgili oldukça ilginç bir çalışmayı bana gönderdi.

Aşağıdaki yazı Fatih Oktay tarafından İş Bankası yayınlarından çıkan ÇİN Yeni Büyük Güç ve Değişen Dünya Dengeleri adlı kitabından alınmıştır.

Hakkı Aktok arkadaşıma rahatsızlığına rağmen yaptığı bu araştırma nedeni ile teşekkür ederim.

Çin’in Döviz Kuru Politikasının Gelişimi

Bir ülkede üretilen mal ve hizmetlerin, başka bir ülkede yaşayan kişiler için fiyatları, iki ülkenin paralarının göreceli değeri, yani döviz kuruna bağlıdır. Bir ülkenin parası diğer ülkelerinkilere göre değer kazandığında, o ülkenin mal ve hizmetleri yurtdışında yaşayanlar için pahalılaşır, yurtdışındaki mal ve hizmetler ise ülkede yaşayanlar için ucuzlaşır. Ülkenin parası değer kaybettiğinde de tersi olur. Dolayısıyla bir ülkenin parasının değerinin düşürülerek, mal ve hizmetlerini yabancılar için ucuz hale getirip ihracatını artırmak, yabancı mal ve hizmetleri de içeride pahalı hale getirerek ithalatını azaltmak, belli sınırlar içinde mümkündür. Bu, hemen tüm ülkelerin ekonomilerini canlandırmak için zaman zaman, gelişmekte olan ülkelerin de ticaret dengesi sorunlarını düzeltmek için sıklıkla başvurduğu bir yoldur. Doğal olarak ülkenin uluslararası piyasalardaki rekabet gücü yalnızca döviz kurları ile değişmez. Bu, kurlar yanında ülkedeki fiyatlar ve işgücü verimliliğindeki değişikliklere de bağlıdır.

Dışa Açılım Döneminde Kur Politikası, 1980 – 1994

Çin’in reform süreci içinde ihracatını artırıp dünyaya açılmasında da, yukarıda sözünü ettiğimiz türde döviz kuru politikaları önemli bir rol oynamıştı. Reform öncesi dönemin resmi kurlarıyla Çin’in ihraç ürünlerinin fiyatları dünya fiyatlarının üzerinde olduğundan, dışa açılma süreci başlarken ihracatın karlı bir ekonomik etkinlik durumuna gelmesi için ülke parası RMB’ nin değerinin düşürülmesi gerekiyordu. Bu doğrultuda, resmi kurdaki sürekli küçük ayarlamalarla ABD dolarının değeri 1978 de 1,50 yuan dolaylarından, 80’lerin ortalarında 3,00 yuan dolayına çıkmış bulunuyordu.

Ülkede 80’lerin ortalarında bir ikili kur sistemi uygulanmaya başlanmıştı. Buna göre dış ticaret kuruluşları ülkeye kendilerine verilen belli bir hedef tutarında döviz getirmeyi taahhüt ediyor, bu tutarın üzerinde getirdikleri dövizin belli bir orandaki bölümünü ellerine tutarak gerisini resmi kurdan devlete satıyorlardı. Bu kuruluşlar ellerinde kalan dövizi kendileri ithalat yapmak için kullanabiliyor veya bu amaçla oluşturulmuş bir piyasada gereksinim duyan başka kuruluşlara satabiliyorlardı. Büyük ölçüde arz ve talebe göre işleyen bu piyasadaki kurlar daha yüksekti; 80’lerin sonlarında 1 ABD dolarının değeri resmi kurla 4 yuan dolayında iken bu piyasada 7 yuan dolayındaydı.

Kontrollü Dalgalanma ve Sabit Kur Dönemi, 1994 – 2005

Ülke döviz sistemi 1994’te temel bir değişim geçirdi. Bu yıla gelindiğinde resmi dolar kuru 5 yuan dolayındaydı. Serbest kur ise 93 ortalarında bir ara 10 yuanın üzerine çıkmış, merkez bankasının müdahalesi ile 8,7 yuan dolayına çekilmişti. Ülkedeki döviz alım satım işlemlerinin yüzde 80’inin serbest piyasada gerçekleştiği bu aşamada ikili kur sistemine son verildi ve serbest piyasa kuru esas alınarak bir “kontrollü dalgalanma” sistemine geçildi. Bu yeni sistemde kurlar, China Foreign Exchange Trade System adlı otomasyon sistemi üzerinden işleyen bir bankalar arası döviz piyasasında belirleniyordu. Merkez bankası her gün başında açılış kurlarını belirliyor, gün içinde kurlar bankalardan kaynaklanan arz ve talebe göre değişiyor, ancak gün başında belirlenen kurun yüzde 0,3 altı ve üstü dışına çıkamıyordu. Bu sistemde ihracatçılar döviz gelirlerini bankalara satmak zorundaydılar, ithalat yapmak isteyenler de gereksinim duydukları dövizi bankalardan, güncel kur üzerinden satın alabiliyorlardı. Bu sistemin uygulanmaya başlamasından bir süre sonra Çin IMF’ye cari işlemlerde konvertibiliteye geçtiğini duyurdu. Bunun anlamı cari işlemler ile ilgili olarak, yani esas olarak ithalat amacıyla dövize gereksinimi olan herkesin, kota, lisans, farklı kur uygulamaları olmaksızın bankalardan güncel kur üzerinden döviz satın alabilmesiydi.

1994 yılı yalnız ülkenin döviz yönetim sistemi değil, ülke ekonomisinin döviz ile olan ilişkisi açısından da bir dönüm noktasıydı. Reform döneminin başından 1994’e kadar ülkenin ticaret dengesi, zaman zaman artıya çıksa da ortalamada eksideydi; 1994 yılından sonra ise, dış ticaret dengesi hiç eksiye düşmeyecekti. Bir yandan RMB’ nin değerindeki zamana yayılmış büyük düşüş, bir yandan ülkede hızla artan işgücü verimliliğinin etkisiyle, artık ihracat düzenli olarak ithalatı aşıyordu. Bu da, dışa açılma döneminin başından beri değeri düşmekte olan RMB nin üzerinde artık değerlenme baskısı olması anlamına geliyordu. Artık merkez bankasının ana görevlerinden birisi, piyasalardaki döviz fazlasını satın alarak RMB nin aşırı değerlenmesini, dolayısıyla Çinli ihracatçıların rekabet gücünün zayıflamasını önlemekti. 1994 yılı başlarında kontrollü dalgalanma sistemine geçildiğinde 8,70 yuan olan ABD dolar kuru 1997 yılında 8,30 yuan düzeyine düşmüş bulunuyordu. Merkez bankası 1997’den başlayarak, kuru bu düzeyde tutacak, gün içinde bankalar arası piyasada ne olduğuna bakmaksızın RMB nin daha fazla değerlenmesine izin vermeyecekti. Ülke yönetimi uygulanan kur sistemini kontrollü dalgalanma olarak nitelese de, bu tarihten sonra uzun bir süre dolar kuru hemen hemen hiç dalgalanmayacak, 8,30 yuan düzeyinde sabit kalacaktı.

RMB nin değeri bu şekilde sabitlenmiş, dolayısı ile Çin mallarının ve işgücünün “ucuzluğu” korunmaktayken, Çin’in ihracatı ve dış ticaret fazlası da artmayı sürdürdü. 2005 yılına gelindiğinde ihracat 762 milyar dolar, dış ticaret fazlası ise 102 milyar dolara ulaşmıştı. Çin, 1994’ te dünyadaki toplam ihracatın yüzde 3 den az bir kısmını gerçekleştirirken, 2005 de payı yüzde 7 nin üzerine çıkmıştı.

Kontrollü Değerlenme Dönemi, 2005 – 2015 

ABD başta olmak üzere Çin’e karşı dış ticaret açığı veren ülkelerin baskısı sonucunda Çin Merkez Bankası 2005 ortalarında RMB nin değerini bir günde yüzde 2,10 artırdı ve yavaş ve kontrollü bir şekilde değerlenmesinin önünü açtığını açıkladı. Merkez bankası bu kararla esas olarak 1994 te açıkladığı ancak 97 den sonra uyguladığı pek söylenemeyecek olan kontrollü dalgalanma sistemini tekrar uygulamaya koyuyordu. Ana hatlarıyla daha sonraki dönemlerde de geçerli olan bu uygulamada, merkez bankası her gün açılış kurlarını açıklıyor, kurlar gün içinde arz ve talebe göre bu açılış kuru etrafında belli bir aralıkta oynayabiliyor. Bu konudaki bir tebliğine göre merkez bankası ABD doları açılış kurunu, her gün başında aralarında yabancı bankalarda olan, piyasa yapıcı olarak belirlenmiş bankaların verdiği kurların en düşük ve en yükseğini dışarıda bırakıp, kalanların ağırlıklı ortalamasını alarak belirliyor. Burada kullanılan ağırlıkların belirlenmesinde bankaların döviz işlem hacimlerinin rol oynadığı biliniyor ancak belirleme yöntemi tam olarak bilinmiyor; bu durumda da merkez bankası gün başı kurlarının belirlenmesinde büyük bir esnekliğe sahip bulunuyor. Diğer ülke paraları için başlangıç kurları, doların başlangıç kuru ve gün başındaki paritelere göre hesaplanıyor. Bu uygulamanın başlangıcında, kurlar gün içinde, gün başlangıcındaki açılış kurundan en fazla yüzde 0,3 aşağı veya yukarı oynayabiliyordu. [Kontrollü değerlenme uygulamasına geçiş sonrasında kurların belirleniş yöntemi ile ilgili merkez bankası duyurusu için: People’s Bank of China (2006). Piyasa yapıcısı uygulaması ile ilgili Devlet Döviz İdaresi’nin duyurusu için: State Administration of Foreign Exchange (2006)]. Kurların gün içinde oynama aralığı 2007 yılında yüzde 0,5’e, 2012 yılında yüzde 1’e, 2014 yılında ise yüzde 2’ye çıkarıldı.

Merkez bankası 2008 yılında küresel krizin ihracatına olumsuz etkisi nedeniyle kontrollü değerlenme politikasını terk ederek fiili sabit kur uygulamasına geri döndü. RMB nin 2005 ten sonra yüzde 20 den fazla değer kazanmasıyla 2008 yılında 6,8 yuan düzeyine gerilemiş olan dolar kuru 2010 yılına kadar bu düzeyde kaldı. Bu tarihten sonra, ülke ihracatının normalleşmesi ve ABD başta olmak Çin’e karşı büyük dış ticaret açığı veren ülkelerin de baskısıyla kurların kontrollü bir şekilde değerlenmesi uygulamasına geri dönüldü.

Kur Politikası ve Döviz Rezervleri

Kontrollü dalgalanma sisteminde kurların gün içinde arz ve talebe göre belirlenmesi, merkez bankasının buna müdahale etmemesi anlamına gelmiyor; banka, hemen her merkez bankası gibi döviz alıp satarak gün içi kurları yönlendiriyor. Piyasadaoluşan kurlar, merkez bankası yönlendirmediğinde veya buna rağmen, gün içi oynama sınırlarına ulaştığında merkez bankası genellikle, kur üst sınırdaysa bu fiyattan satışa sunulan tüm dövizi satın alıyor, alt sınırdaysa da isteyene döviz satıyor; ama bunu yapmadığı da oluyor. Genellikle kurlar üst sınırı zorladığından, merkez bankası döviz piyasasında net olarak büyük bir alıcı konumunda bulunuyor.

Çin’de ekonomiye döviz girişinin ana kaynaklarını ihracat ve ülkeye yapılan doğrudan yabancı yatırımlar oluşturuyor. Döviz çıkışları da, ağırlıklı olarak ithalat ve yurtdışına yapılan doğrudan yatırımlar sonucunda gerçekleşiyor. Ülke ekonomisi 1994 yılından bu yana ticaret fazlası verdiğinden, çok yakın zamanlara kadar ülkeye dışarıdan gelen doğrudan yatırımlar da, Çin’den yabancı ülkelere yapılan doğrudan yatırımları hep aştığından, bu yolla da ülkeye sürekli net döviz girişi gerçekleşiyordu. Ülkeye net olarak giren bu döviz kaynaklarının toplandığı yer bankacılık sistemi oluyor. Bankalar döviz yükümlülüklerine bağlı olarak belirlenen bir tutarın üzerinde döviz pozisyonu oluşturamıyorlar; bunun üzerindeki döviz varlıklarını satmaları gerekiyor. Bankalar bunları bankalar arası piyasada birbirlerine satmaya çalışmasıyla RMB üzerinde kaçınılmaz olarak büyük bir değerlenme baskısı oluşturdu. Ülkenin merkez bankası, hem dış ticaret hem doğrudan yatırımlardan kaynaklanan bu döviz fazlasını bankalar arası piyasada alım yapıp piyasadan çekerek bu baskıyı ortadan kaldırıyor. Çin’in dev boyutlardaki resmi döviz rezervlerinin kaynağını, merkez bankasının RMB nin değerlenmesini kontrol altında tutmak için yaptığı bu döviz alımları oluşturuyor.

Finansal Sistem Üzerindeki Devlet Kontrolü

Çin gibi büyük dış ticaret hacmi olan, doğrudan yabancı yatırımlara çok açık, sanayi üretiminin önemli bir bölümü yabancı şirketlerce gerçekleştirilen bir ülkede, sermaye hareketlerinin kontrol edilmesi, gerçekten de güç bir iş. Ancak bu konuda yapılan çalışmalar, uygulamanın zorluğuna karşın Çin’de sermaye hareketlerinin üzerindeki kontrolün, döviz kurları ve faiz oranlarının belirlenmesi yanında ekonominin dış finansal şoklardan korunmasını sağlayacak etkinlikte uygulanabildiğini gösteriyor.

Ülkede sermaye hareketleri kısıtlamalarının uygulanmasını sağlayan sistemin başında, merkez bankasına bağlı olarak çalışan State Administration of Foreign Exchange-SAFE bulunuyor. Bu alandaki düzenlemelerin yapılması ve bunlara uyumun denetlenmesi işlevini bu kuruluş gerçekleştiriyor. Esas olarak ülkede RMB karşılığında döviz satın alınması ve döviz satılarak RMB alınması bu kuruluşun onayı ile gerçekleşebiliyor. Bu uygulama son zamanlarda gevşemekteyse de, yakın zamana kadar bankalar arasında gerçekleştirilen döviz alım satım işlemlerinin tümünün bu kurum tarafından onaylanması, bunun için de alıcı ve satıcının kuruma, bu işlemin izin verilen türde bir sermaye hareketi olduğunu belgelemeleri gerekiyordu. Ülkenin bankalar arası döviz alım sistemi CFETS (China Foreign Exchange Trade System) üzerinden gerçekleştirilmesi gereken bu işlemler, bu kurumun onayı olmaksızın sonuçlandırılamıyordu. Bu kurum bireyler ve finansal olmayan kuruluşların döviz alım satım işlemlerinde sermaye hareketi kısıtlamalarına uyumun sağlanmasını büyük ölçüde bankalar üzerinden sağlıyor. Yurtdışına yapılacak döviz transferleri ve yurtdışından gelen dövizlerin dış ticaret ve doğrudan yatırımlar gibi izin verilen işlemlerden kaynaklandığının belgelenmesini sağlamak ve doğrulamak, bankaların sorumluluğunda bulunuyor.

Çin’in 4 trilyon doları aşan dış ticaret ve her iki yönde yüz milyarlarca dolarlık doğrudan yatırım hacmi düşünüldüğünde bu sistemin işlemesi, bankaların etkili işbirliği olmasa olanaksız olurdu. Bu etkili işbirliğinde de hiç kuşkusuz devletin bu bankalar üzerindeki güçlü kontrolü önemli rol oynuyor.

Bankalar, özellikle de merkezi yönetimin sahibi olduğu büyük bankalar, merkez bankasının döviz piyasalarını yönlendirmesinde önemli rol oynuyorlar. Belirtmiş olduğumuz gibi döviz piyasasında günlük açılış kurlarının belirlenmesinde, bankalardan alınan kurların ağırlıklı ortalaması alınıyor; bu ağırlıkların belirlenmesinde ise bankaların işlem hacimleri önemli rol oynuyor. Bu, merkezi yönetimin sahibi olduğu, bankacılık sisteminin yaklaşık yarısını oluşturan beş büyük devlet bankasının başlangıç kurunun belirlenmesinde önemli bir ağırlığı olması anlamına geliyor. Bu da hiç kuşkusuz başlangıç kurunun merkez bankasının istediğinden fazla sapmamasını sağlıyor. Daha önceleri piyasa kapanış kurları merkez bankası açılış kurları etrafında dolanırken, 2012 yılından başlayarak sıklıkla piyasa kapanış kurlarının ısrarla izin verilen aralığın üst veya alt sınırına dayanması, buna karşılık merkez bankası açılış kurlarının ufak günlük değişikliklerle bankaca belirlenen bir rotayı izlediği görülebiliyor. Merkez bankası açılış kurları ile piyasada oluşan kurların verdiği işaretlerin yönünün böyle bütünüyle farklı olabilmesini, açılış kurlarının belirlenmesinde merkez bankası ile büyük bankalar arasında işbirliğinin göstergesi olarak alabiliriz.

Büyük bankalar merkez bankası ile işbirliğini döviz piyasalarına müdahale gerektiğinde de gösteriyorlar. Bu bankalar zaman zaman döviz piyasasında merkez bankası ile eşgüdümlü olarak alım satım yaparak piyasa kurlarının yönlendirilmesinde önemli rol oynuyorlar.

Sonuç olarak devletin finansal sistem üzerindeki güçlü kontrolü, Çin’de devletin finansal kaynakların dağılımı ve maliyetlerini yönlendirmek yanında, döviz kurları ve sermaye hareketleri üzerinden Çin ekonomisinin dünya ekonomisi ile etkileşimlerini yönetmek açısında da çok önemli bir rol oynuyor.

Kaynak: ÇİN Yeni Büyük Güç ve Değişen Dünya Dengeleri, Fatih Oktay, İş Kültür Yayınları   

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir